Hatırlıyor musun, geçen sene o büyük projeyi bitirmiştim. Günlerce, aylarca uyku uyumadan çalıştım, didindim. Sanki her hücrem o hedefe kilitlenmişti. Sonunda teslim ettim, her şey harika gitti. O anki rahatlama, içime yayılan o zafer hissi... Anlatılır gibi değil. İşte tam o esnada, beynimde bir şenlik yaşandığına eminim.
Ama sonraki gün, hani o 'oh be bitti' anı var ya, işte o an, sanki bir boşluğa düştüm. Tuhaf bir hüzün çöktü üzerime. Sanki koca bir balon patlamış da geriye sadece buruşuk bir lastik kalmış gibi. Garip, değil mi? Beklenti zirveye çıkmış, arzuladığım şeye ulaşmışım, ama hissettiğim şey sevinçten çok bir hafiflik ve beraberinde gelen bir matem gibiydi.
Bu Sadece Benim Başıma Mı Geliyor?
Sadece ben mi yaşıyorum bunu acaba diye çok düşündüm. Sen de yaşadın mı hiç? Bir doğum günü partisi, harika bir tatil, yıllardır hayalini kurduğun o eşyayı almak... O anki coşku zirve yapıyor, her şey müthiş. Kahkahalar, sarılmalar, fotoğraflar... Ama sonra, o zirveden iniş, çoğu zaman bir yokuş aşağı yuvarlanma gibi oluyor. 'Bitti mi şimdi? Hepsi bu muydu?' diye bir ses fısıldıyor içinden. Buna 'haz sonrası melankoli' deniyor, biliyor musun? Evet, doğru duydun, bilimin bile bir ismi var bu garip duruma.
Bilim insanları bu durumu genelde beynimizdeki kimyasallara bağlıyor. Hani o meşhur dopamin var ya, bizi hedeflere sürükleyen, ödül beklememizi sağlayan... Bir şeyi başardığımızda, istediğimize ulaştığımızda o dopamin tavan yapıyor, beynimiz adeta bir parti alanı haline geliyor. Sonra hop, o parti bitince, dopamin seviyeleri düşüşe geçiyor. İşte o düşüş anı, biraz sarhoşluğun ardından gelen baş ağrısı gibi sanki. (Kafam biraz karışıyor burada, ama sanırım mantıklı.)
Peki Bu Sadece Bir 'Beyin Hatası' Mı?
Peki bu sadece bir 'beyin hatası' mı? Vücudumuzun, zihnimizin anlık bir 'bug'ı mı? Yani, sistemsel bir kusur mu? Ya da daha derinde bir anlamı mı var? Ben ikinci seçeneğe daha yakınım, itiraf edeyim. Hani derler ya, 'hayat bize bir mesaj veriyor olabilir' diye... Belki de bu haz sonrası melankoli de öyle bir şeydir, ne dersin?
Düşünsene, her büyük sevinç sonrası gelen bu hafif hüzün, aslında bize bir şey anlatmaya çalışıyor olamaz mı? Belki de 'Ey insan, bak bu coşku anlıktı, sonsuz değil. Kalıcı mutluluk dediğin şey, dışarıdan gelen bu büyük patlamalarda değil,' diye fısıldıyor. Sanki bizi bir sonraki 'dopamin vuruşuna' bağımlı olmaktan korumaya çalışıyor gibi. Sürekli en tepeyi kovalamak... Yorgunluk verici bir yarış, değil mi? Bir süre sonra insan tükenir, nefessiz kalır.
Geçenlerde bir arkadaşım anlattı. Hayatının en büyük hayalini gerçekleştirmiş, çok istediği bir işi almış. İlk haftalar uçmuş, gözleri parlıyormuş. Sonra o eski 'sıkıntı' yavaş yavaş geri gelmeye başlamış. Bu sefer 'acaba yeterince mutlu değil miyim?' diye kendini sorgulamaya başlamış. Yani mutluluğu yakalamışken bile, o boşluk onu rahat bırakmamış. Bu da demek oluyor ki, sorun mutluluğun kendisinde değil, onu nasıl algıladığımızda, onu nerede aradığımızda.
Sadece Mutlu Olmak Yeter Mi?
Bir de günümüz dünyasında sürekli mutlu olmamız gerektiği empoze ediliyor bize, farkında mısın? Herkesin hayatı sosyal medyada şahane. Kimse o 'haz sonrası melankoli' anlarını, o hafif hüznü paylaşmıyor. O yüzden kendimizi yalnız hissediyoruz belki de bu boşluk hissiyle. Sanki bir tek biz beceremiyormuşuz gibi hep o tepe noktasında kalmayı.
Ama aslında, bu oldukça insani bir durum. Hatta belki de bizi daha derin bir şeye iten bir rehber. Bir çeşit içsel denge mekanizması gibi.
Peki ne yapacağız bu durumla karşılaştığımızda? Onu görmezden mi geleceğiz, bastıracak mıyız, yoksa savaşacak mıyız? Bence ikisi de değil. Belki de sadece durup dinlemeli, kabul etmeliyiz. O hüzün geldiğinde, 'Tamamdır, hoş geldin. Ne anlatıyorsun bana?' diye sormalı. Belki de bize daha sade, daha sürekli, daha içsel bir dinginliğe yönelmeyi öğütlüyordur. Büyük patlamalar yerine, sürekli akan, sakin bir dere gibi... (Bilemiyorum, biraz felsefi oldu belki ama...) Ne dersin?
Bir Uyarı Sistemi Olarak Haz Sonrası Melankoli
Bu his, belki de bize hayatın sadece anlık zevklerden ibaret olmadığını hatırlatıyor. Gerçek tatmin, o kısa süreli coşkulardan değil, anlam bulmaktan, sağlam ilişkiler kurmaktan, bir şeylere katkı sağlamaktan, yani o büyük zirvelerden sonra bile bizi ayakta tutacak derin bağlardan gelmiyor mu sence de? Bu haz sonrası melankoli, bize 'içine bak' diyen bir işaret olabilir mi?
Yani sevgili dostum, o tuhaf hüzün aslında bir kusur değil. O, bizim kendimize dönmemiz için, gerçek mutluluğun peşine düşmek yerine, onu kendi içimizde inşa etmemiz için bir uyarı sistemi olabilir. Bir dahaki sefere bir zaferin ardından o boşluğu hissettiğinde, durup düşün. Belki de evren sana sadece 'Biraz yavaşla, içeride daha güzel şeyler var,' diyordur. Belki de hayatın gerçek mücevherleri, o büyük, göz kamaştırıcı pırıltılarda değil, her günün küçük anlarında, sakin duruşlarda, anlamlı bağlantılarda saklıdır. Kim bilir? Belki de bu hafif hüzün, bize asıl arayışımızın nereye olması gerektiğini hatırlatan bilge bir dosttur.