Korku, Cildinizde Gizli Bir Harita Çiziyor Olabilir mi?
Cildiniz. Onu sadece dışa açılan bir kalkan sanıyoruz, değil mi? Oysa çok daha fazlası. Bir kayıt defteri. Hissettiklerinizin sessiz bir aynası. Belki de içinizde taşıdığınız korkular, yüzeyde izler bırakıyor, göremediğiniz bir harita çiziyor.
Bir an düşünün. Yoğun bir stres altındayken, sınav öncesi mesela, yüzünüzde aniden beliren o sivilceyi. Ya da bir fırtına öncesi endişesiyle tetiklenen kaşıntıyı. Bunlar tesadüf mü dersiniz? Yoksa bedeninizin size gönderdiği, pek de hoş olmayan sinyaller mi?
Cilt Bir Ayna Gibidir
İşler yolunda gitmediğinde, içimiz huzursuzlandığında, bunu saklamaya çalışırız. Ama cildimiz? O pek iyi bir sırdaş değildir. Stres hormonları, özellikle kortizol, damarlarımızda dans etmeye başladığında, domino taşları devrilir. Cildin bariyer fonksiyonu zayıflar, inflamasyon artar. Hücre yenilenmesi yavaşlar. Kaos.
Bu hormonlar, sadece ruh halinizi değil, cilt hücrelerinizin çalışma şeklini de doğrudan etkiler. Yağ bezleri daha fazla sebum üretir. Akne. Bağışıklık sistemi alarm verir. Egzama, sedef. Hatta saç dökülmesi bile. Bütün bunlar, vücudun 'tehlike var' sinyaline verdiği duygusal cilt tepkileri. Yani korku, endişe gibi hisler cildimizde somut karşılıklar bulabilir.
Korku dediğimiz şey, aslında bir savunma mekanizması. Vücudumuzun 'savaş ya da kaç' modu. Bu moddayken, kan akışı hayati organlara yönlenir. Cilt ikinci planda kalır. Beslenmesi azalır, onarımı yavaşlar. Bu sürekli bir hal aldığında, cilt yorulur, yıpranır. Solgunlaşır, kurur, hassaslaşır. İşte o zaman o gizli harita daha belirgin hale gelir.
Görünmez İzler, Görünür Sonuçlar
Küçük bir endişe değil bu. Kronikleşen korku, sürekli bir baskı demek. Bu baskı, cildin kendini yenileme yeteneğini köreltiyor. İnce çizgiler mi? Belki de sadece yaşlanma değil. Belki de içsel bir gerilimin dışa vurumu. Pigmentasyon düzensizlikleri? Cilt, içerdeki yangına tepki veriyor olabilir. (Belki de yanılıyorumdur ama, içimizdeki fırtınaların izleri dışarıya vurmaz mı zaten?)
Peki ya mevcut cilt sorunları? Onlar da korkuyla birleşince bambaşka bir hal alıyor. Bir sivilce çıktığında yaşadığınız panik, o sivilcenin daha da kötüleşmesine neden olmaz mı? Kısır bir döngü. Cildiniz kötüleştikçe siz daha çok stres olursunuz, stres oldukça cildiniz daha kötüleşir. Nerede biter bu?
Bu bir mucize krem, sihirli bir iksir meselesi değil. Cilt sağlığı, sadece sürdüğünüz kremlerle ilgili değil. İçinizde neler olup bittiğiyle çok ama çok ilgili. İçsel dünyamızın dışarıya yansıması.
Cildinizi Dinlemek
Ne yapmalı o zaman? Öncelikle, farkına varmak. Cildinizin size ne anlatmaya çalıştığını duymak. Gerçekten dinlemek. Belki de o sürekli kaşıntı, 'dur artık, rahatla' diyen bir çığlık. Belki de o inatçı sivilce, 'içindeki baskıyı bırak' mesajı.
- Nefes alın. Derin, yavaş nefesler. Vücudunuza 'güvendesin' sinyali gönderin.
- Hareket edin. Yürüyüş, yoga, dans. Fiziksel aktivite, stresi atmada birebir.
- Uyku. Kaliteli uyku, cildin onarım süresi. Onu mahrum bırakmayın.
- Beslenme. İşlenmiş gıdalardan uzak durun. Cildiniz de besinlerden güç alır.
- Kendinize şefkat gösterin. Bir sorun çıktığında kendinizi hırpalamak yerine, cildinize iyi bakın. Ona dokunun, nemlendirin.
Dermatolojik tedaviler elbette önemli. Ama beden-zihin bağlantısını göz ardı etmek, eksik bir bakış açısı. Korkularınızı yönetmeyi öğrenmek, sadece ruhunuza değil, cildinize de iyi gelir. Ona nefes aldırır, iyileşme şansı verir.
Son Bir Dokunuş
Cildinizdeki o gizli harita, belki de sizi kendinize götüren bir yol haritası. Korkularınızın izleri, aynı zamanda duygusal cilt tepkileri ile nasıl başa çıkacağınızın ipuçlarını taşıyor. Cildinize iyi bakın. Onu sevin. O da size iyilikle karşılık verir.