İçeriğe Git
İyi Hissetme Takıntımız: Neden Sürekli Kötü Hissediyoruz?
Genel Sağlık ve Esenlik

İyi Hissetme Takıntımız: Neden Sürekli Kötü Hissediyoruz?

11 Feb 2026 6 dk okuma

Bak şimdi, herkes iyi hissetmek ister. Bunda bir sorun yok. Sabah uyandığında 'Oh be, ne güzel bir gün!' demek, gülmek, eğlenmek... Bunlar yaşamın tuzu biberi, neşesi. Var mı itirazı olan?

Ama sanki son zamanlarda, özellikle o parıl parıl parlayan sosyal medya kareleriyle birlikte, iyi hissetmek bir zorunluluk, bir görev haline geldi. Sürekli bir 'mutlu ol' dayatması var etrafta. 'Good vibes only', 'negatif insanlardan uzak dur', 'pozitif düşün'... Tamam da, arkadaş, insanız biz! Robot değiliz ki, düğmeye basalım da hep iyi hissedelim, değil mi?

Sürekli İyi Hissetme Baskısı: Görünmez Zincirler

İşte bu durum, üzerimizde inanılmaz bir iyi hissetme baskısı yaratıyor. Sanki kötü hissetmeye hakkımız yokmuş gibi. Bir problemle karşılaştığımızda, canımız sıkıldığında, hatta sebepsiz yere hüzünlendiğimizde bile kendimizi suçlu hissediyoruz. İçten içe bir ses fısıldıyor: 'Neden ben böyleyim? Herkes mutlu görünüyor, ben neden beceremiyorum?' Bu, insanın en doğal hallerinden birini bile sorgulatıyor sana. Ve bu, gerçekten yorucu bir şey.

Bu baskı o kadar sinsi ki, bizi içten içe kemiriyor. Sabah kahveni içerken bile, o anın tadını çıkarmak yerine, 'Bugün pozitif olmalıyım' diye bir ajanda belirlemiş gibi başlıyoruz güne. Sanki duygularımız, bizim kontrol etmemiz gereken düşmanlarmış gibi. Bir üzüntü geldiğinde, hemen bastırma, yok sayma çabasına giriyoruz. Çünkü etraf bize 'üzülme, güçlü ol!' diyor. Ama üzülmek de güçsüzlük müdür Allah aşkına?

Her an mutlu, her an enerjik olmak zorunda değiliz ki. Hayat bir filtre değil. Güneşi de var, yağmuru da. Gökkuşağı da var, fırtınası da. Ve hepsini yaşamak, bizi insan yapan şeydir.

Paradoks: Daha İyi Hissederken Daha Kötü Hissetmek

Asıl tuhaf olan ne biliyor musun? Bu sürekli iyi hissetme çabası, paradoksal bir şekilde bizi daha kötü hissettiriyor. Çünkü insan, doğal olarak her duyguyu yaşar. Sevinç de var, hüzün de, öfke de, hayal kırıklığı da. Bunlar bizim pusulamız gibi. Bir yeri ağrıyan insan, o ağrıyı yok saymaya çalışırsa ne olur? Belki bir süre unutur ama altta yatan problem büyür. Duygularımız da aynı böyle işliyor.

Negatif diye etiketlediğimiz o duygular, bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilirler. Dinlemiyor muyuz?

  • Öfke: Kötü bir duygu, değil mi? Ama bazen öfke, bize bir sınırımızın aşıldığını, haksızlığa uğradığımızı veya değişmesi gereken bir durum olduğunu fısıldar. Bir uyarıcıdır aslında.
  • Hayal Kırıklığı: Bu da, beklentilerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini, belki de daha gerçekçi olmamız gerektiğini söyleyen bir uyarıcıdır.
  • Üzüntü: Kayıpları, bitenleri, gidenleri kabullenme sürecimizin bir parçasıdır. Gözyaşları, ruhumuzu arındırır bazen.

Piyasada bir sürü 'mutluluk reçetesi' dolaşıyor. 'Beş adımda süper mutlu ol', 'her gün şükret ve tüm dertlerin bitsin'. Tabii ki şükretmek güzel bir şey. Ama bu, hayatın tüm zorluklarını, tüm gri tonlarını yok saymak anlamına gelmez. Bu 'mükemmel hayat' algısı, özellikle Instagram'da falan (hani o filtreli, parlatılmış kareler yok mu?), bizi hep bir eksiklik hissine itiyor. 'Onlar ne kadar mutlu, benim hayatım ne kadar sıradan?' diye düşünmeden edemiyoruz. Bu da, üzerimizdeki iyi hissetme baskısını katmerliyor. Ve kendimizi yetersiz hissettikçe daha da kötü hissediyoruz, bir kısır döngüye giriyoruz.

Beynimiz Sürekli Mutluluk İçin Tasarlanmadı

Bakın bilim insanları bile ne diyor: İnsan beyni, sürekli mutluluk için tasarlanmamış. Duygularımızın bir spektrumu var ve her biri, hayatta kalma ve çevreye adapte olma mekanizmamızın bir parçası. Sürekli yüksek modda olmak, hem yorucu hem de gerçek dışı bir beklenti. Bu, sürekli hızlı koşan bir motorun çabuk yorulması gibi bir şey. Hayat bir maraton, sprint değil.

Duygularını bastırmak, onları yok etmiyor, sadece derinlere itiyor. Bir süre sonra o bastırılmış duygular, hiç beklemediğin bir anda, belki bir öfke patlamasıyla, belki anlamsız bir melankoliyle yüzeye çıkıyor. O zaman da 'Benim neyim var?' diye şaşırıp kalıyorsun. Aslında olan şey, kendini yeterince dinlememiş olman. Sesini kısmış olman.

Ne Yapalım? Bırakalım Gelsin Duygular

Peki ne yapacağız? Sürekli somurtup, depresif mi olacağız? Hayır tabii ki. Mesele, her duyguyu olduğu gibi kabul etmekte yatıyor. Üzüldüğünde üzül, öfkelendiğinde öfkelendiğini fark et. Kendine alan tanı. Bir arkadaşın sana derdini anlatırken 'Aman boş ver, pozitif ol' mu dersin, yoksa dinler misin? Kendine de o şefkati göster. Bu, zayıflık değil, aksine büyük bir güç işaretidir. Kendiyle barışık olmanın bir yoludur.

Belki de 'iyi hissetmek' tanımımızı değiştirmeliyiz. Sürekli zıplayan, gülen bir hal değil de, içsel bir huzur, bir denge durumu olabilir mi iyi hissetmek? Hayatın getirdiği tüm renkleri kucaklamak, inişleri ve çıkışlarıyla barışık olmak... Asıl mutluluk bu olsa gerek (bence).

Bir dahaki sefere kendini kötü hissederken, hemen o duygudan kaçmaya çalışma. Dur, bir nefes al. Ne söylüyor sana o duygu? Belki de sana en çok ihtiyacın olan şeyi fısıldıyordur. Bu iyi hissetme baskısı yüzünden, asıl kendimizden uzaklaşıyoruz. Kendi iç sesimizi duyamaz hale geliyoruz. Ne dersin, biraz da hissetmekten korkmamaya ne dersin? Asıl o zaman, gerçek anlamda 'iyi' olmaya başlarız belki de. (Kim bilir, belki de yanılıyorumdur ama benim hissettiğim bu.)

Yasal Uyarı ve Bilgilendirme

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır ve internet üzerindeki açık kaynaklardan derlenmiştir. Burada yer alan bilgiler tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili her türlü konuda önceliğiniz her zaman doktorunuz olmalıdır. Lütfen uzman bir hekime danışmadan herhangi bir uygulama yapmayınız.

A

Admin

Sağlıklıca içerik ekibi tarafından hazırlanmıştır. Doğru ve güvenilir sağlık bilgisi için kaynaklarımızı titizlikle seçiyoruz.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yap