İçeriğe Git
Sağlık Takıntısı: Gerçekten İyi Olmak Mı, Yoksa Yeni Bir Tuzak Mı?
Genel Sağlık ve Esenlik

Sağlık Takıntısı: Gerçekten İyi Olmak Mı, Yoksa Yeni Bir Tuzak Mı?

08 Feb 2026 6 dk okuma

Sağlık Müfettişi Sendromu: Ben Bu Filmi Nereden Biliyorum?

Hatırlıyor musun, hani geçenlerde sana anlatmıştım, ben bir ara resmen 'sağlık müfettişi' olmuştum kendi kendime? Sabah kalk, hemen şu takviyeyi al, sonra o özel smoothie'yi iç (ki tadı da pek bir şeye benzemezdi, itiraf edeyim). Yürü, koş, spor yap, kalori say, makro takip et… Sanki bir proje yönetiyordum da, o projenin adı 'Mükemmel Sağlık'tı. Ve o projenin bir deadline’ı vardı, sürekli peşimdeydi. Ama garip olan ne biliyor musun? Hiç bu kadar yorgun, bu kadar endişeli hissetmemiştim kendimi. O 'sağlıklı' olma çabasının altında eziliyordum resmen. Sanki iyi olmak, mutlu olmak değil de, bir liste dolusu maddeyi tiklemek gibiydi.

Sen de böyle hissetmiyor musun bazen? Her yerden 'en doğru beslenme', 'en etkili egzersiz', 'mutlaka denemen gereken detoks' gibi şeyler fışkırırken… Bir an durup, “Yahu, bu kadar çaba, bu kadar takip ne için?” diye sormuyor musun kendine? Sanki herkes sürekli bir şeyleri düzeltmek, optimize etmek peşinde. Sanki doğuştan getirdiğimiz bir kusur varmış da, onu durmadan törpülememiz gerekiyormuş gibi.

Sosyal Medya ve 'Mükemmel' Vücut İllüzyonu

Bir de şu sosyal medya gerçeği var tabii. Sabahın altısında uyanıp buzlu suya dalan, haftanın yedi günü spor yapan, her öğünü şef eli değmiş gibi görünen 'influencer'lar… Onlara bakınca ister istemez bir 'acaba ben eksik mi yapıyorum?' hissi geliyor insana. O pürüzsüz ciltler, o kaslı karınlar, o bitmeyen enerjiler… Gerçekten bu kadar kusursuz olabilir mi bir hayat? Yoksa bu, sürekli bir şeylerin peşinden koşmamız için bize fısıldanan tatlı bir yalan mı?

Ben bir dönem, sırf o sosyal medyada gördüğüm 'fit' insanlara benzemek için resmen kendimi hırpalamıştım. Yemek yeme alışkanlıklarım kontrolden çıkmaya başlamıştı, her aynaya baktığımda bir kusur buluyordum. Oysa öncesinde gayet mutluydum halimden. İşte tam da bu noktada düşündüm, bu 'sağlık peşinde koşma' hali, bizi iyileştirmek yerine yeni bir tür hastalığa mı sürüklüyor? Benim için öyle olmuştu, biliyor musun? O sürekli endişe, o kendini yetersiz hissetme… Hiç de sağlıklı bir durum değildi.

Paradoks: Sağlıklı Olmaya Çalışırken Sağlıksızlaşmak

Çok ironik değil mi? Amacımız daha iyi, daha sağlıklı olmak. Ama bu yolda attığımız her adım, bizi daha stresli, daha takıntılı, hatta bazen daha hasta yapıyor. Diyetler, kısıtlamalar, uyku takip cihazları, adım sayarlar… Hepsi aslında bize yardımcı olmak için var. Ama ne zaman ki bunlar hayatımızın merkezine oturuyor, her birini bir sınav gibi görmeye başlıyoruz, işte o zaman ipin ucu kopuyor.

Bir ara, en yakın arkadaşım Ayşe’yle konuşuyorduk bu konuyu. O da aynı şeyleri yaşamış. Sabah yedide koşu bandına çıkmadığında vicdan azabı çekiyor, dışarıda bir şeyler yediğinde kendini günahkâr hissediyormuş. Sonra bir gün durup demiş ki: “Ben ne yapıyorum? Bu hayatı yaşamak için mi sağlıklı olmaya çalışıyorum, yoksa sağlıklı olmak için mi hayatı ıskalıyorum?” İşte o an, bence bir çoğumuzun yaşadığı o aydınlanma.

Çünkü mesele, yediğimiz her lokmayı, attığımız her adımı, uyuduğumuz her dakikayı kontrol altına almak değil. İnsan doğası dediğin şey, biraz da spontane, biraz dağınık, biraz kusurlu değil midir zaten? Mükemmel olmaya çalışmak, aslında insan olmanın ruhuna aykırı belki de. (Belki de yanılıyorumdur ama benim hissim hep bu yönde.)

Peki, Gerçekten İyi Olmak Ne Demek?

Bana kalırsa, gerçek sağlık, o kan tahlili sonuçlarının mükemmel çıkmasından çok daha fazlası. O, sabah uyandığında içindeki o hafiflik hissi. En sevdiğin arkadaşınla kahve içerken zamanın nasıl geçtiğini anlamamak. Belki hafta içi diyetine sadık kalıp, hafta sonu canının çektiği o çikolatalı tatlıyı keyifle yemek. Yüzünde samimi bir gülümsemeyle dolaşmak, sevdiklerine zaman ayırmak, hobilerine dalıp gitmek… Bedeninle barışık olmak, onu sürekli yargılamak yerine sevmek ve dinlemek.

Esenlik, o iç huzur dediğimiz şey, bir liste maddesiyle gelmiyor. Gelmiyor işte. O, kabulle, şefkatle, dengeyle geliyor. Kendimize karşı daha anlayışlı olduğumuzda başlıyor. Kusurlarımızı kucakladığımızda, ‘olduğu gibi’ halimizi sevebildiğimizde filizleniyor. Bence asıl mesele, vücudumuzu bir tapınak gibi korumak değil, onu bir yuva gibi sevmek. Her köşesinde kendini rahat hissedeceğin, güvende olacağın bir yuva gibi.

Bir de şu var: Sağlık dediğin şey, bir varış noktası değil, bir yolculuk. Ve bu yolculukta bazen durup nefes almak, bazen yön değiştirmek, hatta bazen biraz kaybolmak da var. Her zaman dümdüz, pürüzsüz bir otoban beklemek, bence gerçekçi değil. Ve belki de en önemlisi: Başkalarının hızında, başkalarının rotasında ilerlemek zorunda değilsin. Kendi ritmini, kendi yolunu bulmak… En büyük sağlıklı adım belki de bu.

Ne dersin? Belki de 'sağlıklı' olmanın en sağlıklı yolu, bu konuyu fazla kafaya takmamaktır, kim bilir? Sadece yaşamak, hissetmek, dengeyi bulmak… Sanırım ben artık o 'sağlık müfettişi' şapkasını rafa kaldırdım. Artık sadece hayatın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Ve biliyor musun, kendimi hiç bu kadar gerçekten iyi hissetmemiştim.

Yasal Uyarı ve Bilgilendirme

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır ve internet üzerindeki açık kaynaklardan derlenmiştir. Burada yer alan bilgiler tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili her türlü konuda önceliğiniz her zaman doktorunuz olmalıdır. Lütfen uzman bir hekime danışmadan herhangi bir uygulama yapmayınız.

A

Admin

Sağlıklıca içerik ekibi tarafından hazırlanmıştır. Doğru ve güvenilir sağlık bilgisi için kaynaklarımızı titizlikle seçiyoruz.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yap