Sabah uyandınız. Yine o bildik ağrı. Sırtınızda, boynunuzda, midenizde. Doktorlar baktı, tahliller temiz. 'Stres' diyorlar, 'yaş' diyorlar. Geçmiyor. Sanki vücudunuz size inatla bir şeyler anlatmaya çalışıyor, değil mi?
Peki, kimse size bu ağrıların, o kusursuz sandığınız bedeninizin gizemli sızılarının, aslında yutmadığınız bir hikaye yüzünden çıktığını söylemedi mi? Garip geliyor, biliyorum. Ama bir düşünün.
Bedeniniz Bir Arşiv Gibi
Bedenimiz, yaşadığımız her şeyi kaydeder. Neşeyi, sevinci. Ama aynı zamanda, derin bir öfkeyi, bastırılmış bir yası, dile getirilememiş bir hayal kırıklığını da. Biz 'geçti' sansak da, o unutmaz.
O yutulmamış hikayeler, midenizde bir düğüm, omuzlarınızda ağır bir yük, başınızda zonklayan bir ağrı olabilir. Kimse size böyle öğretmedi belki. Ama denemelerin, blog yazılarının, hayatın kendisinin öğrettiği başka gerçekler de var.
Hangi Hikayeler Kilitli Kalır?
- Bırakılan hayaller: Belki de çocukluktan kalma bir tutkunuz vardı. Bir gün onu kenara itip 'gerçekçi' oldunuz. O özlem, şimdi bir kas spazmı olarak geri dönebilir.
- Söylenemeyen sözler: Birine haksızlık yapıldı, siz sustunuz. Ya da size yapıldı, siz yine sustunuz. O laflar, boğazınızda düğüm düğüm birikip durdu.
- Bastırılmış öfke: Haksızlığa uğradınız, ama 'olgun' kalmak adına gürültü çıkarmadınız. O öfke, vücudunuzun bir yerinde kendini yakıcı bir enerjiye dönüştürdü.
- Tutulan yas: Sevdiğiniz birini kaybettiniz, ama 'güçlü' olmanız istendi. Gözyaşları akmadı. O yas, şimdi ruhunuzda bir kara delik açıp, bedeninizde tarif edilmez bir boşluk yaratıyor olabilir.
Tüm bunlar, bedeninizin sakladığı yutulmamış hikayeler. Onlar sessizce fısıldarken, biz genellikle kulaklarımızı tıkamayı tercih ediyoruz.
Peki, Neden Kimse Söylemez?
Çünkü duyguları 'zayıflık' sayan bir dünyada yaşıyoruz. 'Halledersin', 'boş ver', 'güçlü ol' gibi telkinlerle büyüdük. Bedenin dilini değil, aklın mantığını dinlemeyi öğrendik.
Oysa bedeniniz yalan söylemez. Kronik sırt ağrınız, belki de yıllardır omuzlarınızda taşıdığınız sorumlulukların, başkasının yüklerinin somutlaşmış hali. Mide sorunlarınız, 'sindiremediğiniz' bir duruma işaret ediyor olabilir.
Bir an durun. O ağrıya sorun. Neden buradasın? Ne anlatmak istiyorsun? Belki de ilk başta cevap gelmez. Ama denemekten ne çıkar?
Ağrı Sadece Bir Sinyal
Ağrı, düşmanınız değil. Bir elçi. İçeride kilitli kalmış, yüzleşilmeyi bekleyen bir mesajı taşıyor. Siz o mesajı dinlemezseniz, elçi daha yüksek sesle bağırmaya başlar. Ağrı şiddetlenir. Başka yerlere sıçrar.
Ne yapmalı o zaman? Öncelikle, dinlemeyi öğrenmek.
Bunu ilaçlarla bastırmak, geçici bir çözüm. Yaranın üzerini kapatmak gibi. Ama yara içeride kanamaya devam eder. Sizin cesaretiniz, o örtüyü kaldırıp yaraya bakmaktan geçer.
Yutulmamış Hikayeleri Serbest Bırakmak
Bu bir sihirli değnek değil. Bir süreç. Belki de en zor süreç. Ama inanın, buna değer.
- Durun ve Hissedin: Ağrı nerede? Nasıl bir his? Bir iğne mi, bir baskı mı, bir yanma mı? Sadece gözlemleyin. Yargılamadan.
- Nefes Alın: Derin nefesler, gerilimi hafifletir. O bölgeye nefes gönderdiğinizi hayal edin.
- Konuşun veya Yazın: Güvendiğiniz birine anlatın. Ya da bir defter alın. Kalemin kağıtla buluştuğu her an, bir kapı aralanır. Belki de çok eski bir anı canlanır. Bir yüz. Bir koku. Bir söz.
- Harekete Geçin: Bedeninizle yeniden bağ kurun. Yoga, tai chi, basit esneme hareketleri. Bedeninize nazikçe 'ben buradayım' mesajını verin.
Belki de o ağrı, en sonunda size bir isim verir. Bir olay. Bir kişi. Ve siz o hikayeyi dile getirdiğinizde (sesli, yazılı, ağlayarak), bir kapı açılır. Omuzlarınızdaki yük hafifler. Midenizdeki düğüm çözülür.
Hayatınız boyunca sustuğunuz o yutulmamış hikayeler, artık sizi esir almıyor demektir. Özgürleşmek için önce onları dinlemek gerek. Kim bilir, belki de bedeniniz size uzun zamandır söylemek istediği şeyi nihayet anlatmıştır.
Siz dinlemeye hazır mısınız?