İçeriğe Git
Sıkılmak Yasaklanınca Neden Kendi Kendimize Vurmaya Başladık?
Genel Sağlık ve Esenlik

Sıkılmak Yasaklanınca Neden Kendi Kendimize Vurmaya Başladık?

05 Feb 2026 5 dk okuma

Geçenlerde bir kahve molasında oturuyorum, elimde telefon, ekranda anlamsızca geziyorum. Karşımdaki arkadaşım, aynı ben, o da kendi ekranında kaybolmuş. Bir an düşündüm, hani bu telefondan önce ne yapardık biz bu boş anlarda? Etrafa bakar, belki bir şeyler düşünür, hatta (aman Allah'ım!) sıkılırdık değil mi?

Şimdilerde sıkılmak, adeta tabu. Ayıp gibi, sanki bir suç. Boş kaldığın an, hemen elinde bir cihaz, kulaklığında bir podcast, gözünde bir dizi... Sürekli bir girdi, sürekli bir meşguliyet. Peki, bu sürekli dolu olma hali bizi nereye götürüyor dersin?

Neden Her An Dolu Olmak Zorundayız Gibi Hissediyoruz?

Düşünsene, dünya öyle bir yere geldi ki, sessiz bir an, kendi kendine kalma lüksü pek kalmadı. Otobüste, kuyrukta, tuvalette bile elimizdeki o küçük ışıklı kutuya yapışık yaşıyoruz. Sosyal medya, haber siteleri, oyunlar... Hepsi zihnimizi ele geçirmek için yarışıyor. Sanki boşluk, dayanılmaz bir şeymiş gibi.

Aslında bu durum, bize dayatılan bir kültürün de ürünü biraz. Verimlilik, üretkenlik gibi kavramlar öyle kutsandı ki, boş durmak, dinlenmek bile sanki bir tembellik alameti oldu. Her an bir şeyler öğrenmeli, gelişmeli, takip etmeli... Aman ha, bir şeyi kaçırma! (FOMO, nam-ı diğer 'kaybetme korkusu' da cabası.)

Bu sürekli tetikte olma hali, zihnimizi yoruyor arkadaşım. Durmadan bilgi işlemeye çalışan bir bilgisayar gibi düşün, fanları sürekli çalışıyor, işlemci ısınıyor. Ne oluyor sonunda? Donuyor, takılıyor, yavaşlıyor.

Zihnimiz O Sakin Zamanlarda Neler Yapıyor Bilir Misin?

Hani bazen duşa girersin ya da bir yürüyüşe çıkarsın, zihnin birden en karmaşık problemine çözüm bulur? İşte tam olarak bu! O 'boş' anlar, beynimizin kendini toparladığı, bilgileri süzdüğü, bağlantılar kurduğu, yaratıcı fikirler ürettiği anlardır.

  • Bilgi İşleme ve Konsolidasyon: Gün içinde öğrendiklerimiz, deneyimlediklerimiz o sakin zamanlarda beynimizde yerli yerine oturur.
  • Yaratıcılık Fışkırması: Sıkılma hali, zihni yeni bağlantılar kurmaya, hayal kurmaya iter. Yani, bir şeyler üretmek istiyorsan, önce biraz sıkılmaya izin ver.
  • Öz Farkındalık ve Duygu Yönetimi: Kendimizle baş başa kaldığımızda, duygularımızı daha iyi anlar, iç sesimizi dinleriz. Bu da bizi daha dayanıklı ve dengeli yapar.

Fakat biz bu anları es geçtikçe, zihnimize nefes aldırmadıkça ne oluyor dersin? İşte tam da konumuz bu: kendi kendini yok etme.

Sıkılmanın Yasaklandığı Bir Dünyada Zihnimiz Neden Kendi Kendini Yok Ediyor?

Sürekli uyarılmaya alışan beynimiz, sonunda o uyaranlara karşı duyarsızlaşıyor. Bir süre sonra daha fazlasını istiyor, tatmin olmak zorlaşıyor. Bu durum, dopamin döngümüzü bozuyor, sürekli bir memnuniyetsizlik hali yaratıyor. Sürekli daha çok şey isteyip, hiçbirinden tam olarak tatmin olamamak... Bu tanıdık geldi mi?

Benim en büyük sıkıntım ne biliyor musun? Gece yatağa yattığımda zihnimin durmak bilmemesi. Gün içinde o kadar çok girdi oluyor ki, yatağa yattığımda hepsi birden bombardımana başlıyor. Sürekli bir analiz, sürekli bir düşünme... Sonra gelsin uykusuzluk, gelsin anksiyete, odaklanma sorunları.

İşte bu, zihnin kendini yiyip bitirmesi demek. Kendi düşüncelerinle baş başa kalamamak, her boş anı bir şeylerle doldurma zorunluluğu hissetmek, kısa vadede keyif gibi görünse de uzun vadede bizi yoruyor, yıpratıyor.

"Boşluk, yaratıcılığın beşiğidir."

Bir denesene. Bir gün, 15 dakika boyunca hiçbir şey yapmadan otur. Telefonu başka odaya bırak, müzik açma, kitap okuma, sadece otur ve etrafa bak. Belki pencereden dışarı, belki bir duvara... İlk başta çok zor gelecek, zihnin bin bir türlü mazeretle dolacak. Ama inan bana, o ilk zorluğu aşınca, içinden öyle ilginç şeyler çıkmaya başlayacak ki şaşıracaksın.

Belki o an, ertelediğin bir konuşmayı düşüneceksin, belki yeni bir hobi fikri gelecek aklına, belki de sadece derin bir nefes alıp, ne kadar yorgun olduğunu fark edeceksin. Önemli olan, o sıkılma hali denen, aslında bir meditasyon formu olabilecek o boşluğa izin vermek.

Zihnimize acı çektirmeyelim dostum. Bırakalım ara sıra sıkılsın, boş kalsın. Tıpkı bir ağacın yapraklarını döküp yeni bahara hazırlanması gibi, zihnimiz de boşluğa ihtiyaç duyar, yeniden yeşermek için. Ne dersin, bugün kendine bir 'sıkılma seansı' ısmarlamaya var mısın?

Yasal Uyarı ve Bilgilendirme

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır ve internet üzerindeki açık kaynaklardan derlenmiştir. Burada yer alan bilgiler tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili her türlü konuda önceliğiniz her zaman doktorunuz olmalıdır. Lütfen uzman bir hekime danışmadan herhangi bir uygulama yapmayınız.

A

Admin

Sağlıklıca içerik ekibi tarafından hazırlanmıştır. Doğru ve güvenilir sağlık bilgisi için kaynaklarımızı titizlikle seçiyoruz.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yap