Öyle mi gerçekten? Mutfak dolabındaki sıradan bir tabak, sabahki ruh halimizden tutun da akşam yediğimiz yemeğin sindirimine kadar her şeyi usul usul etkiliyor olabilir mi? Herkes yemeğin tadına, dokusuna, kokusuna odaklanırken; o yemeğin sunulduğu zeminin rengi, neden kimsenin aklına gelmiyor? Belki de her gün masaya koyduğumuz o porselen, cam ya da seramik parçası, sandığımızdan çok daha fazlasını fısıldıyor bize.
Çoğumuz tabağın sadece bir taşıyıcı olduğunu sanırız, değil mi? Yemek biter, tabak yıkanır, hikaye kapanır. Ama ya asıl hikaye, tabağın rengiyle birlikte yediğimiz ilk lokmada başlarsa? Kim bilir, belki de yanılıyoruzdur ve o renkler, bilinçaltımıza gönderilen incecik mesajlar gibi, iştahımızı açıp kapatıyor, tat algımızı değiştiriyor, hatta ne kadar doyduğumuza bile müdahale ediyor olabilir.
Renkler ve İştahınız Arasındaki Sessiz Dans
Şimdi bir düşünün. Neden bazı fast food zincirleri kırmızı ve sarıyı bu kadar sever? Rastlantı mı sizce? Yoksa kırmızı, bizi o anki açlık hissimize daha da iten bir dürtü mü uyandırıyor? Enerji, aciliyet, belki de biraz agresiflik… Kırmızı bir yemek tabağı rengi, yemeğe olan hevesimizi körükler mi? Daha hızlı yememize, belki de doymadan kalkmamıza yol açar mı? Denemek lazım.
Peki ya huzurun, dinginliğin rengi mavi? Genelde yemek kitaplarında, gurme restoranlarda mavi tabağa pek rastlamayız. Neden mi? Çünkü doğada mavi yiyecekler azdır. Mavi bir tabağın, yemeği sanki 'doğal değilmiş' gibi gösterme ihtimali var. Bazı araştırmalar (evet, araştırmalar, ben sadece soruyorum) mavi tabağın iştahı bastırabileceğini, daha az yemeye teşvik edebileceğini söylüyor. Sanki tabağın kendisi, size “Dur, bir nefes al” der gibi. Kim bilir, belki de kilo vermeye çalışanlar için gizli bir silahtır, basit bir yemek tabağı rengi değişimiyle.
Beyazın Masumiyeti, Siyahın Asaleti: Gerçekten O Kadar Masum mu?
Gelin, en çok kullanılan renklere bakalım: Beyaz. Saflık, temizlik, zarafet… Beyaz tabak, yemeğin renklerini ve dokusunu en iyi şekilde ortaya çıkarır, değil mi? Ama aynı zamanda porsiyon kontrolünü zorlaştırdığına dair iddialar da var. Özellikle beyaz yiyecekler (pirinç, makarna, patates) beyaz bir tabakta adeta kaybolur, göz yanılsamasıyla daha az yediğimizi zannetmemize neden olur. Halbuki gerçekte tabağı ağzına kadar doldurmuşuzdur. Bu bir illüzyon mu, yoksa gözlerimize oynanan basit bir oyun mu?
Siyah ise bambaşka bir dünya. Modern, sofistike, gizemli. Siyah bir tabakta yemekler adeta bir sanat eseri gibi parlar, değil mi? Renkler daha canlı, daha doygun görünür. Bu durum, yemeğin kalitesini ve lezzetini artırıyormuş gibi hissettirebilir. Peki bu durum bizi ne kadar etkiler? Yediğimizden daha fazla keyif almamızı sağlar mı? Yoksa yemeğin aslında olduğundan daha 'özel' olduğunu düşündürerek bizi kandırır mı? Siyah bir yemek tabağı rengi, sanki her lokmanın değerini artırıyor gibi. Bu sadece bir his mi, yoksa biyolojik bir etki mi?
Sadece İştah mı? Ya Sindirim?
Şimdi daha derine inelim: Sindirim. İştahımız, yemeğe bakış açımız, hatta o anki ruh halimiz, sindirim sistemimizi doğrudan etkiler. Stresli olduğumuzda midemiz düğümlenmez mi? Keyifli bir ortamda daha rahat sindirmez miyiz? Eğer tabağın rengi, ruh halimizi bilinçaltımızda manipüle edebiliyorsa, bu durum sindirim sistemimize de yansımaz mı?
- Kırmızı tabağın getirdiği 'hızlanma' hissi, yemeği daha acele tüketmemize neden olabilir. Bu da yeterince çiğnemeden, sindirim sürecini ağırdan almadan yutmaya teşvik eder, haliyle mideye ekstra yük bindirir.
- Mavi tabağın sakinleştirici etkisi, belki de yavaş ve daha dikkatli yememizi sağlayarak sindirime yardımcı olabilir. (Ya da iştahımızı o kadar keser ki, yemekten alacağımız keyfi bile kaçırırız, kim bilir.)
- Beyaz ve siyah tabakların yemeği 'daha çekici' veya 'daha fazla' göstermesi, bizi ya aşırı yemeye ya da yediğimizden daha fazla keyif almaya yönlendirir. Bu algı farkı, beyin-bağırsak eksenini nasıl etkiler?
Her şey bir algı oyunu. Gözlerimiz, beynimize neyi görmek istediğini fısıldar ve beyin de bedenin geri kalanına komut verir. Dolayısıyla, o masum görünen yemek tabağı rengi, aslında yediğimizden aldığımız keyfi, ne kadar doyduğumuzu ve hatta bedenimizin o yemeği nasıl işlediğini bile baştan aşağı değiştirebilir. Sanki tabağın kendisi, içimizdeki bir orkestranın şefiymiş gibi.
Peki bu ne anlama geliyor? Artık mutfak alışverişinde sadece tabağın desenine mi, dayanıklılığına mı bakacağız? Yoksa renginin, bilinçli yeme deneyimimize ne katacağını mı düşüneceğiz? Belki de bu, sadece bir 'deneme' konusu olarak kalmalı. Ya da belki de mutfaklarımızda bir devrimin ayak sesleridir. Kim bilir, belki de en basit detaylar, hayatımızdaki en büyük etkileşimlerin gizli anahtarıdır.
Bir sonraki öğününüzde tabağınıza bir başka gözle bakın. Rengi size ne fısıldıyor? İçinizdeki o sessiz manipülatörü fark edebilecek misiniz? Yoksa ben mi çok abartıyorum? (Kesinlikle abartıyorumdur, değil mi? Ya da değil miyim?)